Hayata bir defa geliyoruz. Verilen süreyi doldurana kadar da durup dinlenmeden ekip biçiyoruz. Hayatı yaşayanlar da var hayatta yaşlananlar da var. Yaşamadan yaşını alanlarla, yaşlanırken yaşayanların farkını mukayese edebiliriz pek tabii ki. Zira yaşamakla, sadece yaşlanmak arasındaki sonuçlar birbirinden oldukça farklıdır. Bir amaç uğruna gidilen yolda elde edilen sonuçlar elbette değerlendirilmelidir. Bunca yaşanmışlıktan ve yaşlanmışlıktan geriye ne kalmıştır? İşte bir ömre sığdırılan nice birikimin sonucudur hasat. Kimisinde kazandıran, kimisinde dengenin yakalandığı, bazen de kaybettiren. Hasattan kaldırılan mahsul bereketli mi yoksa emeklerde bir boşa çıkış var mıdır bilançomuza bakmalıyız.
Toplumumuzda bir zamanlar yük taşıma aleti olan heybelerimiz vardı. Yeni nesil pek bilmese de çok işe yararlardı. Hem omzumuzla hem de hayvanlarla taşımacılık yapılırken bu heybeler çok işlevsel araçlardı. İşte insan ömrünü de bir heybeye benzetir büyüklerimiz. Her kıpırdanışımız, niyetlerimiz ve sözümüz o heybenin içine dolmaktadır. Ömrün sonunda elimizi attığımızda orada ne olduğunu görmemiz önemlidir. Şayet heybemizde büyük delikler var ve biz onu onarmamışsak birikim yapamayacağımız aşikârdır. Birikim deyince sadece maddi birikimler de aklımıza gelmemeli. Manevi ve duygusal birikimler de insan için pekâlâ o kadar önemli değil midir?
Hayata bakış açımızdan tutun, yaşarken sergilediğimiz tüm davranış ve tavırları bir mihenge vurmamız gerektiğine inanıyorum. Konuşurken de hareket ederken de önce kalpten geçirerek dışarıya doğru yol bulmalıyız. Zira hasat dediğimiz sonuçlar kalpte ilk mahsullerini verir. Kalbe girmeyen niyet, tohuma dönüşmez. Amel, davranış ve iş olarak hayatlarda yansımasını bulmaz. Mademki her adımdan, her sözden, her yapılandan gaye bir sonuca ulaşmaktır. O sonuçtan da elde edilmiş bir netice beklemek en tabi bir durumdur. En azından bizim gibi ehli dünya insanları için yöntem böyledir. Bazı tasavvuf büyükleri ise bunu bile kabul etmezler. Ne diyordu hani büyük Yunus; “bana seni gerek seni!” Demek ki iş, sonuç elde etmek değil, niyet etmektir. Bu çerçevede güzel işler yapmak ise mesuliyetimiz dâhilindedir. Sonuçlar ise ancak nasip ve kader ekseninde gerçekleşir. Neden? Ektiren biçtirecek mi, biçtiren yedirmeyi nasip edecek mi? Birazcık muhasebe, birazcık çeki düzen lazım hayatlarımıza. Dünya zaten üç günlük, işte ikinci günün de içinden geçmekteyiz. Mesuliyetimizi ne kadar yerine getiriyoruz, ne kadar kaçıyoruz? Acizliğimizi ne kadar biliyor ve iyilik yörüngesinde ne kadar tavaf yapabiliyoruz? Öyle ise bu kibir, bu zillet, bu kaçış ve kendimizi bunca kandırmak niye? Şeytanın ve şeytanlaşmış insanların yolundan gitmek niyedir? Acizliğimizi bir parça bilsek insan olmanın şifrelerini de çözebiliriz belki de. Oysa ne kadar da cahiliz. Yaratanımıza yaklaştıkça toparlanıyorken onun emirlerinden yüz çevirdikçe de dağılıp parça bölük oluyoruz. Sonrasında da sağlıklı düşünmeyi, aklıselimi kaybedip perişanlığımıza yeni tuğlalar koymakla meşgul oluyoruz. Belki de büyüklerimiz bu yüzden “her şeyin sonu hayır olsun” demişler. Mutlu sonlar ve kazançlı hasatlar için güzel niyetler beslemek, güzel fiiller içinde yaşamak, cahilliğimizle savaşmak ve kendimizle yüzleşmek şarttır.
Geçen zamanda nice düşler büyüttük; günler, aylar ve yılları devirirken. Ne fedakârlıklar yaptık binbir umut besleyerek. Nice güzelliklere tutunduk tatlı meyvelerimiz olsun diyerek. Her yıkılmamızda ayağa kalktık daha ölmedik nidalarıyla. Lakin insanız hepimiz. Ve insanlarla imtihandayız hep. Bol ve bereketli hasatlar umut ettik bunca gayretimizle. Doğru olma ve doğru kalma mücadelemizi bize yakışan böylesi olduğu için sürdürdük. Harmandaki hasatta yüzümüz ve hissemiz olması için mesuliyet içinde davrandık. Lakin düşlerimizin vurgun yediğine de daha çok şahitlik ettik geçen zamanda. Nice düş bozgunları hayatlarımıza gam, hasatlarımıza ise nem düşürdü. Güçlü duygularımızı büyük zorluklar alabora etti. Hasat zamanı patozlardan savrulan samanlar gibi uçuşup gittiler hepsi de. Taze iken, olgunlaşmadan yedik tüm tanelerimizi. Emek verdiğimiz nice sermayemizi sabırsızlıklar, bencillikler, akılsızlıklar ve düşüncesizlikler yüzünden heba edip iflasa sürükledik. Lakin ömür bitene kadar yine güç toplayıp yine düşler kuracağız yeni hasat mevsimleri için. Nasıl ki çiftçilerimiz hasat etmek için tohum ekiyorlar. İşte bizim hayata gönderilişimiz de bir çeşit buna benzemiyor mu? Ekip biçiyoruz. Toprağa düşeceğiz yine, orada yeniden dirilecek ve hasat gününü muhakkak göreceğiz!
Evet, bir güz mevsimindeyiz. Bir hasat zamanında harmanlarımızı yeni kaldırdık. Ambarlara, samanlıklara ya da cebimize hasat sonuçlarını koyduk. Ektiklerimizle yeterince ilgilenmişsek hasatta da yüzümüz gülüyor. Tembellik yaptıysak bir yıllık emek heba değil midir? Tıpkı bunun gibidir hayat ve hasat. İşte hasat! İşte şimdi kim ne ektiyse onu biçecek, okuldaki öğrenci gibi, tarladaki çiftçi gibi, kovandaki arı gibi, hayattaki kul gibi…
Hasadınızın bereketli sonuçlarınızın tatmin edici olmasını diliyorum.
Yorumlar kapalı.